Kayıtlar

Türk Edebiyatında Film Uyarlaması Yapılmış Olan Öyküleyici Bir Eser: Uçurtmayı Vurmasınlar-Feride Çiçekoğlu

  B u eseri satın aldığımda filminin olduğunu bilmiyordum, heyecan ile kitabı okudum ve sonrasında kitap üzerine araştırmalar yaparken filmine denk geldim. Hemen filmini de izledim. Bu kitap ve filmi neden bilmiyorum benim ruh dünyamda derin etkiler bıraktı. Bu sebeple bu ödev çalışmamda da size bu kitabı anlatmak istedim. Kitabın ilk baskısı 1986 yılında yapılmıştır. Benim okuduğum baskı Can Yayınları’ndan çıkan 35. baskıydı. Kitabın özetine geçmeden evvel kitapta en sevdiğim bölümlerinden bazı alıntılara ödevimde yer vermek istiyorum. "Bakalım bu mektup eline geçecek mi? Filiz'le birlikte yazdık. Sen Filiz'i tanımazsın. Sizin koğuşa yeni geldi. Kitap okuduğu,için getirmişler. Hani kitap okumak güzeldi? Ben buradan çıkınca kitap okursam beni yine getirirler mi? Ben de o zaman kitap okumam. Sen artık hiç kitap okumuyor musun? Bazen seni çok özlüyorum. Keşke kitap okusa da geri gelse diyorum. Ama o zaman annen üzülür. Sen yine de okuma istersen. Belki ben senin yanına gel...

Ramadan ' 2025 Hatırası

Resim
 Birine dost, ev, yuva, aile olmak.  Binlerce km'den sadece beni/bizi görmek için gelen tek kişi Zeynep mesela.🩷 Çocuk, Köstebek, Tilki ve At filmini ne zaman izlesem biz gelir aklıma. Binlerce km ötede ama sanki hep odamdaki sandalyede. Neredeyse 1000 gündür sarılmamıştık. 1000 koca gün.. Ne garip. Ne ilginç. 1000 gün ne ara geçmiş. İnsanın kalbi 1000 gün nasıl özlemiş? 14 yılın her günü dostluğun bir nimet olduğunu, rızık meselesi olduğunu bana öğrettin. Dostluğun yazılmış bir kader olduğunu gösterdin. Tam zıttımı bir ayna gibi bana yansıttın. Kaygı balonlarımı aldınnn gökyüzüne saldın. Bazen sustum duydum, bazen gözlerim doldu duydun, bazen hönkürerek ağladım anlatamadım duydun, bazense ağız dolusu güldüm duydum. Ben hiçbir şey olmasam da sevilmeye layık birisi olduğumu öğrettin. Doğru ve sağlıklı bir bağ nasıl kurulur öğrettin. Yaşamayı öğrendik seninle, büyümeyi ise öğrenmeye çalışıyoruz. Yetişkinlik hayatında yarına birlikte umutla bakmak ise müthiş bir konfor. Dostum, ...

Şifa Olan Mucizelerim

 Musab,Oğuz Kağan, Tuğrul, Aras, Bilge Kağan, Zeynep, Umay, Emir, Halil,Oğuz Alp üzerine yazmak istiyorum. Küçücükler, minicikler... Ama etkileri ruhumda dev gibi. Ne yaşadığıma dair hiçbir fikirleri yok. Muhtemelen anlamıyorlar ama öyle güzel seviyolar ki öyle güçlü sarılıyolar ki... kendimi onların yanındayken çok iyi bi doktorun ellerinde şifa buluyormuşum gibi hissediyorum. Bazen çok zor anlar oluyor. Pilim bitiyor. Kurduğum tek cümle "Benim,Musab'ı görmem lazım." oluyor. Musab şifa oluyor. Sarıyor tüm yaraları. Yola devam etme gücü veriyor. Başarırım, yaparım diyorum oradan ayrılırken. Onla yolculuk yapmak, onlarla yol arkadaşı olmak mükemmel. Ben onlar beni severken gördüm sevginin iyileştirebildiğini...Bilge Kağan ile gece boyu sohbet ederken,Tuğrul ile kısacık geçirdiğimiz anlarda bile gözünün bebeğiyle bana gülümserken, Aras'ın yanımda koca bir çınar gibi durup gölge yaparken ki hali. Bu arada Aras bu hikayenin ilk kahramanı... İlk antidepresan etkisi yarat...

Merhaba Ben EAK.

  Küçüklüğümle kahve içmeye çıktım bugün 10.02.2025 15 dakika erken gelmişti. Çünkü kimseyi bekletmekten hoşlanmazdı. Bense 15 dakika belki de 25 dakika geç kalmıştım. Çünkü artık bekleye bekleye bekletmeyi öğrenmiştim. O white chocolate mocha söyledi, bense kırmızı meyveli çay… Çünkü artık mocha bile içince rahatsız oluyorum. O pembe bir şal takmıştı, bense mavi bir şal takmıştım. Bana baktı ve gözlerimin içine baktı ve bizim aynı kişi olduğumuzu göz bebeklerimden okudu. “Gülüşüm hiç değişmemiş,” öyle söyledi. Gülümsedim ve gelecekte şu an hayal ettiğin kişiye dönüşmek için ne kadar çalışıp, yorulduğumu ama yine yılmadığımı anlattım ona. Sonra bir de, "Çevrende üniversite mezunu iki üç kişi vardı, profesör olmak nereden geldi aklına?" diye sordum. Güldü. "Nazan Bekiroğlu'ndan," dedi. Güldüm. "Öykü yazabilme kapsülünü buldun mu?" dedi. "Buldum," dedim. "Öykü yazabilme kapsülü aslında hayatın hayat olduğunu görmekmiş, insanı acılara şahit...

BABAM'A 💙

 Bu hayatta tanıdığım en iyi niyetli, saf, iyi kalpli adam. Birisinin ne kadar çok sevilebileceğini o annemi severken öğrendim. Gelecekte bilmiyorum ki beni öyle seven olacak mı? Ben böyle sevilene kadar kimseye gönül vermemeyi ondan öğrendim. Çünkü benim babam en güzel anlarımın mimarı. Her daim merhametine sığınıp, nefes aldığım. Eğer en sevdiğiniz biri vefat ettiyse beni çok iyi anlarsınız.. amcam gittiği günden beri ben her doğum gününde kimin olduğu fark etmez çok şükür beraberiz, hayattayız." Diye dua ettim. Amcanızın gidişiyle darma duman olduysanız, bazı şeyler asla eskisi gibi olmaz. Her an şükrü, duayı, umudu, korkuyu beraber yaşarsınız. İzlettiğim filmleri izleyen, dizileri izleyen, söylediğimi okuyan, yazdığım ilk makalemi bile sıkılmadan tamamını okuyan. Ben babamı Ahlat ağacındaki baba figürüne bazı yönlerden. benzetiyorum jjdjjdjdj Bazen şaşırıyor insan, "Okumaz, izlemez. Diyorsun, kimse okumasa da izlemese de o okuyor izliyor. Sonra ilk aşık olduğum çocuğu anl...
 YAĞMUR. Yağmuru incitmeden yürümek lazım, Bu yollarda yavaş yavaş, Gökten yağan yağmurla,  yıkanması lazım bütün umutsuzluğun, sevgisizliğin ve korkunun ve yeniden doğması lazım insanlığın aşkla. 12.12.24

02.03

Resim
  2 Mart 2020 3 yıl sonra bu tarihin dünyamı başıma yıkacağından habersiz 23 yıllık ömrümün en güzel günlerinden bir tanesini yaşıyorum. Dostlarım, elmalı pasta, muhabbet, deniz, usul usul gün batımına yol alan bir gökyüzü ve Trabzon. O günde, o anda, o masada, o çayda, o gülüşlerde nasıl bir efsun vardı bilmiyorum ya da biliyorum, bilmiyorum. Ben ne zaman denize yakın oturup, gülsem "Ama aynı 2 Mart'ta Faroz'daki gün gibi değil mi?" diyorum. Beni o güne bağlayan şey belki en sevdiğin bir sürü şeyi onca zaman sonra bir araya gelmesiydi dedim ya bilmiyorum. O gün çekmiştiler bu fotoğrafı.. O gün bu gündür de profil fotoğrafım. Çok gün geçti o günün üstünden... Çok acı, çok yaşanmışlık, çok terk ediliş, ne çok başarısızlık. Gözleri parlıyor o kızın. Hayat ne garip? Bugün o geçen sürede yaşadığı şeyleri ona anlatsaydım, muhtemelen inanmazdı. Ben o gözlerindeki ışığı yeniden yakmak için  kendimi küllerden yeniden inşa ettim. Başardım gibi yani galiba, amin. O masada konu...

Lan Sen Orta Doğulusun.

 Birilerinin götü tutuşmuş, "Savaş Türkiye'ye de zıplayacakmış." diyorlar. Lan it, biz Orta Doğuluyuz. Doğdun Irak Savaşı vardı, büyüdük Esad Suriye'de masum çocukları kimyasal silahlarla vurdu, Afganistan'da neler oldu, Dağlık Karabağ'da, İran'da neler yaşandı görmedin mi? Gazze'de onlarca yıldır insanların üstüne bomba yağıyor, Beyrut'a ne ağıtlar yakıldı duymadın mı? Bu topraklarda onlarca yıldır çocuklar sapanlarla tankları vurmaya çalışıyor... Gözün hep mi kördü? İnsan büyüdüğü coğrafyayı bilmez mi? Sen zaten Bumerang Cehennemi gibi bir yerdesin. O, onun iha'sını vurur; diğeri berikinin uçağını düşürür; öbürü onun hava sahasına dalar... Bizim coğrafyada her gün bir savş sebebi ortaya çıkar. Bir savaş tehtidi hep vardı. Siz onlarca yıldır masumlar ölürken boykot etmeye bile tennezül etmeyip, zulme sessiz kaldınız. Korktuğunuz şey başınıza gelmeyecek çünkü burası binlerce yıllık Türk diyarı. Ama siz İsrail onlarca yıldır Filistin'i vur...

Demir Çarklar

 İnsanları büyük demir çarklar gibidir.İki insan beraber bir yol yürümeye karar verdiğinde bu demir çarklar dönmeye başlar. Her iki çarkında dişlileri birbirinden farklıdır ama iki çark bu kadar sert ve güçlü dönmeye başlayınca oluşan sürtünme ile bu iki çarkın kendine benzer...aynı yönde dönmesini sağlayan dişlileri oluşuyor. Aslında o oluşan yeni dişliler bizim birbirimize göre yontulan, değişen, gelişen karakterimiz, duygularımız, davranışlarımızdır. İnsanlar arasında ne kadar sevgi, saygı, anlayış, sabır olursa çarklar o kadar hızlı döner ve dişliler daha kolay şekil alıyor. Bu dişlilerin birbirine göre şekil alması öyle tak diye olacak bir şey değildir zaman ve sabır çok önemlidirYıllar geçtikçe çarklar birbirini ezdikçe oluşan o bağ var ya o bağ çok kuvvetli bir bağdır. Hayatımıza giren insanla da o çarklar birbirini ezecek ve birbirimizi olduğu gibi tanıyabiliyor olacağız çünkü aynı parça bizde de eksik olacak.  -EAK 13.04.2023

Aynı Hikayenin Farklı Varyantıdır Dostluk Bağı

 Son aylarda arkadaşlarımı gözlemlediğimde böyle bir çıkarıma ulaştım.Bence yakın arkadaşlar aynı hikayeleri yaşıyor ama farklı zamanlarda yaşıyor.Bir söz var ya "İnsan arkadaşının yarasından tanır." diye öyle yani bir şekilde aynı yollardan geçiyoruz sadece güzergahımız farklı.Onun 3 durak önce geçtiğini yeri sen 5 durak sonra geçiyorsun; benim 10 durak önce geçtiğim yeri o 3 durak sonra geçiyor.Aynı Hikayeyi yaşıyoruz ama farklı zamanlarda aslında aynı hikayeden kastım bağlam olarak aynı duyguyu hissetmek.İşte bu yüzden de birbirimizin hikayeleri hakkında her zaman bir fikrimiz ve bir ışığımız oluyor. Bu sayede birbirimize daha merhametli yaklaşabiliyoruz ve birbirimizle çok kolayı empati kurabiliyoruz, birbirimizi anlayabiliyoruz, hissettiklerini hissedebiliyoruz.Bu sayede birbirimizi daha iyi bir yoldaş oluyoruz ve kılavuzluk ediyoruz.

Bu Bir Fatiha'dır. 🪁

Resim
   Bu cesur yürekkk, sarı bavuluyla kendi hikayesini yazmak için muhteşem bi yolculuğa çıktıı 🕊 Biz, seninle gurur duyuyoruz zeytin gözlü çikolata 🧡 Ayrıca çokkk haklısın; kışın karpuz yemek normalleştirilmeli, defterlere değil duvarlara elma çizmek aşırı mantıklı, olaylar tersten değerlendirilmeli, Fen lisesinden Hukuk kazanmak sıradanlaşmalı, o sevdiğin markaların renkli kalemlerini almak öğrenciye bedava olmalı...  Sen hep aykırı, ayrıktın ve hep çok renkliydin ama çok güzelsin; seni büyütmek, seninle büyümek çok güzel ve özel. Tarçın badim,  sanat filmi izlerkenki yoldaşım, ruhuma ruhu en çok benzeyenim. Seninle aynı olduğumuzu anladığım gün kocaman bir aydınlanma gelmiş. Sen, evimizin içinde her gün yeni bölümü gelen ve 19 yıldır süregelen muhteşem bir sitcom dizisisin. Neşennn üzerimizden hiç eksin olmasın. Seni çok seven ablan 🩷🧡💙

Biz

  Yaz gibi bir yaz 🧚‍♀️ En savunmasız, en başarısız, en kötü, en mutsuz halinle bile kendin olabildiğin için sevildiğin kabul gördüğün yere aile denir. (Aile için kan bağı gerekmediğini bilecek kadar yaşadım bu dünyada). Ama anayoldan  içeriye girdiğinde büyülü bir ülke gibi burası, bambaşka, sitcom dizi platosu. Saklı bir kale.. Bu kalede herkesin bambaşka bir yeteneği, hayali, amacı, karakteri ve misyonu var ama yine bu kaledeki herkesi birbirine bağlayan görünmez bir bağ var. Gülme seslerimiz kimsenin olmadığı bu dağ başında çınlarken insan anlıyor yeniden birbirimizden başka kimsemiz olmadığını. İnsanın her haliyle kabul görüp, sevildiği bir yer olması onu daha güçlü yapıyor. Orası ona dışarıdan gelen darbelere karşı bir sığınak oluyor. Bazen kendini ararken kapandığı mağara, bazense tırtılken kelebek olmak için girdiği kozası oluyor. Öyle işte insanın kendisini koşulsuz seven insanlara sahip olması çok güzel. Herkesin evine varması duasıyla. 🫠 30.08.2024

26'ya Dair

Resim
"Allah, yeniden başlamayı seçenlerin yanındaymış." Su akar ve yolunu bulurmuş; tıpkı hayatın da kendi yolunu bulduğu gibi. Bu yılın mottosu, "Yolda bırakmazlar, alırlar seni." oldu. Ailem, annem, babam ve kardeşlerim, en büyük şansım olduklarını bir kez daha hatırlattılar bana. Kardeşlerimin muhteşem başarılarına ve şanslarına tanıklık ederken kalbim gururla doldu. Hayat, bir daha asla olmaz sandığım anlarda, bana yüreği güzel dostlar hediye etti. Gurbetteki arkadaşlarımla mesafelerin önemsiz olduğunu ve sevginin köprü kurabildiğini gösterdi. Bazen kalbinin üzerinde fırtınalar koptuğunda bile nefes alabileceğini öğretti bana. Bilge ve Oğuz’un varlığı, her yaranın ilacı gibi geldi. Yaşamdan güvendiğin birinin kayıp gitmesi gerektiğinde susmayı; sevginin hem her zorluğu aştığını hem de bazen hiçbir şeye yetmediğini gösterdi. Dostluğun tanımını yeniden yazdı bu yıl. Kimsenin vazgeçilmez olmadığını, ilişkilerin karşılıklı anlayışla yürüdüğünü; bencillik ve menfaat uğrun...

Turna Vuruldu Ama Turna'yı Bana Uçarken Vurdular

diyorlar ya hani bütün hikaye sevmekle başlar diye... yalan. ben bir gün bir adamı çok sevdim, bana kalsa o dünya'da sevilmeye layık tek insandı. sonra ne mi oldu? kocaman bir karanlık. önünü, ardını ve hatta derinliği bile bilmediğin bir kara delik. işte benim hikayem o kara delikte başladı. ben birini sevince, bütün ışıklar rengarenk yanmadı. ben birini sevince, midemde binlerce kelebek uçmadı. ben birini sevince, ayaklarım yerden kesilmedi. ben birini sevince, gözbebeklerimin içine bakıp bana bir şey olmasın niye titreyen bir çift göz göremedim ben. ben birini sevdim, sonrası bilinmezlik. ben birini sevdim, binlerce soru kaldı ardımda. ben birini sevdim, ansızın her an gözyaşı aktı yanaklarıma. ben birini sevdim, çevremdeki herkes daha bir şefkatle sarıldı. ben birini sevdim.  önce öldüm sandım. sonra ölüyorum dedim. en son öldürüldüğümü gördüm. yani öğrendim ki her sevgi, kalpte rengarenk çiçekler açtırmıyor. pencere kenarına renk renk çiçekler dizdirmiyor. her zaman en sevdiği...

VEDA

 Vedalar. Anlatılamayan milyarlarca duygu "veda" diye özetlenmiş. Vefadan gelir veda. İnsan, vefasızsa çok daha kolaydır kapıyı vurup çıkması ama insan vefalıysa bilir kalbine bağlı kalpten koparken kendi kalbinde eksilen parçanın aynı şekilde diğer kalpten de eksileceğini bilir. Belki de vefalı insan bu sebeple veda edemez, kalpler ayrılınca açılacak yaranın ağırlığında kalmak istemez. Bazı durumlar oluşur insanın gitmesi gerekir, bunu bilir, fazlalık olduğunu hisseder ama iki taraftan birisi ceketini alıp kapıyı vurup çıkamaz. Belki de ilk giden olmanın günahını almak istemez...  Birbirini çok seven insanlar vedasız birbirinden gitmemeli. Veda, biraz da  "Gidiyorum, artık ben yokum, kendine mukayyet ol." demek değil midir? Giderken veda etmek, helalleşmek gerekir. Her gidiş içinde bir gurbet taşır. Bu gitmek bazen bir şehre bazen başka bir hayata bazen o kişiden gitmek olabilir.  İnsan gönül bağı kurduğu herkesten bir vedayı bir haberi eksik edecek kadar vefasız...