Türk Edebiyatında Film Uyarlaması Yapılmış Olan Öyküleyici Bir Eser: Uçurtmayı Vurmasınlar-Feride Çiçekoğlu
Bu eseri satın aldığımda
filminin olduğunu bilmiyordum, heyecan ile kitabı okudum ve sonrasında kitap
üzerine araştırmalar yaparken filmine denk geldim. Hemen filmini de izledim. Bu
kitap ve filmi neden bilmiyorum benim ruh dünyamda derin etkiler bıraktı. Bu
sebeple bu ödev çalışmamda da size bu kitabı anlatmak istedim. Kitabın ilk
baskısı 1986 yılında yapılmıştır. Benim okuduğum baskı Can Yayınları’ndan çıkan
35. baskıydı. Kitabın özetine geçmeden evvel kitapta en sevdiğim bölümlerinden
bazı alıntılara ödevimde yer vermek istiyorum.
"Bakalım
bu mektup eline geçecek mi? Filiz'le birlikte yazdık. Sen Filiz'i tanımazsın.
Sizin koğuşa yeni geldi. Kitap okuduğu,için getirmişler. Hani kitap okumak
güzeldi? Ben buradan çıkınca kitap okursam beni yine getirirler mi? Ben de o
zaman kitap okumam. Sen artık hiç kitap okumuyor musun? Bazen seni çok
özlüyorum. Keşke kitap okusa da geri gelse diyorum. Ama o zaman annen üzülür.
Sen yine de okuma istersen. Belki ben senin yanına gelirim. (Çiçekoğlu,
2020; 32)”
“Bu sabah her
zamanki gibi sayıma kalkmıştık. Bizi her sabah ve her akşam neden saydıklarını
çok merak ediyorum, Zeynep'e sordum. Kaçmayalım diyeymiş. Nasıl kaçabiliriz? Avlumuzun
her yanı yüksek duvarlarla çevrili. Duvarların üzerinde de dikenli teller var.
Hem de köşelerinde nöbetçiler bekliyormuş. Kaçmaya çalışan olursa vururlarmış.
Yine de her sabah ve her akşam hepimizi avluya çıkartıp sayıyorlar. (Çiçekoğlu,
2020; 35)”
“Kuşum ölmedi.
Benim elimden mama bile yiyor. Canlanıyormuş yavaş yavaş. “Yaşayacak,” dedi
Nuran. Hep benimle kalsın istiyorum. Ama biraz büyüyünce uçmak istermiş. “O
zaman beni bırakıp gider mi?" diye sordum. Uçma zamanı gelince gitmesi
gerekirmiş. Kuşlar tutsak yaşayamazlarmış.. Ya çocuklar, İnci? Onlar tutsak
yaşayabilirler mi? (Çiçekoğlu, 2020; 88)”
“Yakalayın!”
diye bağrışıyorlar. “Yakalayın, mahkum kaçıyor!.." Ama ben mahkum değilim
ki. Ben yalnızca çocuğum. Annem burada iken bana dışarıda kimse bakamazmış. O
yüzden cezası bitene kadar annemle birlikte kalmalıymışım. Ben artık kendi
çoraplarımı giyebiliyorum. Kendi kendime bakabilirim. (Çiçekoğlu, 2020; 18)”
Bu kitap, annesinin suçundan
dolayı onunla hapishanede kalmak zorunda olan okul öncesi yaş grubunda bir
çocuk olan Barış’ın hapishaneden, eskiden orada mahkum olan sonra tahliye olan çok
sevdiği İnci’ye yazdığı mektuplardan oluşan bir mektup romandır. 102 sayfadır. Eser
kısa olmasına rağmen içerisinde çok güzel ironiler, eleştiriler ve detaylar
barındırıyor, bu sebeple hızlıca okunan ama bir o kadar da etkisi insan
üzerinde uzun yıllar üzerinizde sürecek bir eser. Bir çocuğun gözünden 12 Eylül
zamanın hapishanelerin karanlık tarafı aydınlanıyor. Bu karanlık tarafa ışık
tutan kitapta, birçok kadının hikayesine, sevdasına, pişmanlığına, fikir
suçlusu olmalarına tanık oluyoruz.
Dışarısı hakkında çok az fikri vardır Barış'ın. Babası bir
keresinde onu ve annesini ziyarete geldiğinde dışarı çıkarır. O zaman ilk defa
simit yer ve bu lezzetten sık sık bahseder. Babası artık görüş günlerine de
gelmemektedir. Barış bunun yokluğunu çok vurgulamasa da annesinin geceleri
dinmek bilmeyen gözyaşlarından bahseder mektuplarında.
Barış sık sık mektup yazmasına rağmen İnci'den cevap
gelmeyince çok üzülür. Koğuştaki kızlar demir parmaklıklardan geçmediğini ve bu
nedenle mektupların yerine ulaşamadığını söylerler. Her mektup postalanmadan
önce cezaevi yetkililerince okunmaktadır ve onlara göre Barış'ın mektupları
uygunsuzdur. Bu sefer kızlar Barış'ın mektupları ulaşabilsin diye onun adına
ağır üsluplu Barış'ın tek bir kelime anlamadığı mektuplar yazarlar. Bu
mektuplara cevap gelir ve Barış buna anlam veremez.
Barış, dışarıdaki hayata büyük bir özlem duymaktadır. Onun
gökyüzü hava almaya çıktıkları avludan ibarettir. Güneşin batışını hiç
görmemiştir. Görmek istediklerinde gardiyanlar buna şiddetle karşı
çıkmışlardır. Barış bu yasaklara anlam veremez, kızların ona iyi diye anlattığı
şeyler gardiyanlar tarafından kötü olarak gösterilmektedir ve cezalandırılmakla
tehdit edilmektedirler. Darbenin eseri olan bu tavırlar mahkumların kendilerini
ifade etmelerini zorlaştırmıştır. Arama yapılan bir günde mahkumların birinde
bir kitap bulurlar. Yasaklı bir kitap olduğunu düşünen gardiyan askerlere
kitabı parçalattırılır. Ardından kitabı müdüriyetteki sobaya atılması için
askere emir verir. Başka bir askere sobaya atıp atmadığını kontrol etmesi için
peşinden gitmesini emreder. Bir diğer askere ise kitabı sobaya atmaya giden
askeri kontrole giden askerin bakıp bakmadığını kontrol etmesi emrini verir.
Gardiyan, mahkuma açıklama yapma fırsatı vermemiştir. Sonradan anlaşılır ki bu
anti-komünist bir kitaptır ve cezaevi kütüphanesine aittir. Algıların sadece
belli kelimelere açık olduğu o dönemde Barış'ın doğruyu ya da yanlışı ayırt
etmesi çok zordur.
Annesinin rahatsızlanması sebebiyle hastaneye gittiklerinde
Barış da dışarı çıkma fırsatı bulur. Onlarla birlikte gelen askerlerden biriyle
gezer. Gökyüzünde bir uçurtma görmesi üzerine Barış askerden uçurtmayı
vurmamasını ister. Bu sözler askerin gözlerinin dolmasına neden olur.
Avlularındaki gökyüzünü bir uçurtmanın ziyarete geldiği gün
Barış çok sevinir. Ne yazık ki cezaevi müdürü gökyüzündeki uçurtmanın
varlığından dahi rahatsız olmaktadır. Askerlere o uçurtmanın yol olması için
ateş ettirir, su sıktırır ama uçurtmayı indirtmeyi başaramaz. Müdürü izleyen
mahkumlar kendilerini gülmekten alamazlar fakat yine zararlı çıkan onlar
olmuştur. Müdür kızlardan bazılarını ayrı cezaevlerine sürmüştür. Bu herkesten
çok Barış'ı üzer. Mektuplarını yazan kızlar gitmektedir. Bir tek ne yazdığını
anlamadığı Selma ablası kalmıştır. Ağlama, diyorlar Barış'a. Gittiğimiz
yerlerde bizim kızlar da var. Öncelikle şunu soruyor Barış: "Onların
göğünde de uçurtma var mı?"
Onların gittiği her yerde uçurtmalar olurmuş.
"O uçurtmaları vurmasınlar İnci."
Kitabın sonunda Barış'ın bir eleştirisi var: “Neden benim
ağzımdan yazmaya çalıştın?! Hiç olmamış. Keşke kendi ağzından yazsaydın. Hem
neden herkesin ismi farklı da bir tek benimkiyle Küçük İbrahim'inki aynı kaldı?”
Kaynakça:
Çiçekoğlu, F. (2020), Uçartmayı Vurmasınlar, İstanbul:
Can Sanat Yayınları.
Sakallı, F. (2011), Edebiyat ve Sinema, İstanbul: Hat
Yayınevi.
https://benlafazan.wordpress.com/2019/03/20/ucurtmayi-vurmasinlar-kitap-incelemesi/
https://kitap.yazarokur.com/ucurtmayi-vurmasinlar
Yorumlar
Yorum Gönder