Kimin Hayatı Bu?

 sahi ne kadar da bize ait bir hayatı yaşıyoruz?

günlerdir bu soru kafamı kurcalayıp duruyor.

ailemizin seçtiği bir ismi taşıyoruz,

onların bize uygun gördüğü bir ilköğretim okulunda okuyoruz.

sonra puanımızın yettiği bir liseye gidiyoruz.

şanslıysak orada kendimize ait olan üç beş dostla tanışıyor, çok ama çok daha şanslıysak aşık oluyoruz.

sonra, 30 sene boyunca yapmaya mahkum olduğumuz mesleğimiz için yine saçma bir sınava giriyoruz, bu sefer de  ailemizin, rehberlik öğretmenimizin, mahalledeki teyzenin, anaannenin, babaannenin , dayının, emminin bile fikrinin alındığı ama sana birinin de çıkıp "Eee YAVRUM EVLADIM SEN NE İŞ YAPMAK İSTİYORSUN?" diye sorulmadığı bir tercih listesi hazırlanıp, bir okula yerleşiyorsun.

Herkesler, "Bizim çocuk Bla bla bla Üniversitesini kazandı. Bla bla bla olacak inşallah."  diye mutlu...

sonra o bahsi geçen okulu okuyorsun ama okumak bu değil bu çile sanki... 

okul bitiyor, o teyzeler, amcalar, dayılar, analar, babalar, ablalar yine saklandıkları köşelerden çıkıyorlar..

eee hadi sana bir iş bulalım faslı başlıyor. ama yine kimse sana "Nerede çalışmak istersin?" diye sormuyor.

işi hazırlıyolar, sen gidip başlıyorsun.

ooo dışarıdan ne kadar kusursuz bir hayat değil mi?

oysa işler öyle değil...

sonra yıllar geçiyor, evim olsun diyorsunn.

teyzen sana onun semtinden bir ev ayarlıyor.

arabam olsun diyorsun baban gidip kendi zevkine göre bir model seçip getiriyor, kullanıyorsun.

meslek hayatın güzel gidiyor, sen de sevdiğini zannediyorsun.

sonra aşkı hatırlıyorsun, çok eskiden yaşadığın ama bedeninde yaşattığı şeyleri unuttuğun aşkı yeniden yaşamak istiyorsyn.

nasıl oluyor bilmiyorum o teyzeler, halalar, ablalar, komşular haberi almış gibi yine o  köşelerden çıkıp sana uygun talipleri sıralıyorlar.

sanki diyorsun, yıllarca hazırlanmışlar bu an için....

sonra selananın giysi dolabından kıyafet seçmesi gibi en beğendiğin özelliklere sahip olan adayı seçiyorsun...

her yerde yine bir bayram havası neden çünküü "Düğünümüz var." .

senin değil aslında o teyzelerin zaferi bu ama sen farkında değilsin.

düğün oluyor, hayatının yoldaşıyla tanışıyorsun.

iyi bir eş çıkarsa şükrediyor, kötü bir eş çıkarsa sabrediyorsun...

sonra o teyzeler, amcalar,dayılar, komşular, halalar yine köşelerden çıkıyor.

ve bu sefer anne baba olman için baskı kurmaya başlıyorlar.

sen de tamam vakti geldi artık diyorsun ve bir evlat getiriyosun dünyaya...

ve senin bunca senedir maruz aldığn mobbinge onu maruz bırakıyorsun...

sahi şimdi yeniden soruyorum size, bu hayat ne kadar bizim?

Nerede "Yeter bu hayat benim, ben kendi tercihimi yaparım, siz bi susun. Benim de aklım fikrim muhakeme gücüm var."  diyeceğiz.

başkasının seçtiği bir yaşamı yaşıyoruz ve bunu ruhumuz bile duymuyor.

özgür değiliz.

tüm hayatımız başkalarının ellerinde

ve sonuca hep kader diyoruz.

oysa hayat bu değil.

g*tümüz zora girmekten korktuğu için, yalnız kalmaktan korktuğumuz için, işsiz kalkamktan korktuğumuz için, belki de sevilmemekten kokrtuğumuz için bize sunulan her şeyi eyvallah deyip kabul ediyoruz.

oysa hayat mücadeledir.

mücadele ettiğin kadar yaşarsın ve güçlü olursun.

ayrıca altın tepside bize sunulan hiçbir şey aslında bizim iyiliğimize değil aksine kötülüğümüzedir.

çünkü insanlar kendi sınırlarımızı çizince bizi yönetemeyeceklerini bildikleri için

bizleri çizilmiş sınırların içinde bırakmanın yönetmek için daha kolay olacağını düşünürler. 

sahii bu hayat ne kadar bizim?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ramadan ' 2025 Hatırası

Biz

Merhaba Ben EAK.